Sevgili Hayat Kitap Özeti – Alice Munro

19 yaşında başladığı yazarlık hayatını 82 yaşında noktalamak kararı aldı. Yazdığı kitap özeti en son eseridir. Munro hikaye yazıyordu ve hikayelerinde gerçekleri kurguluyordu. Özellikle Sevgili Hayat hikaye kitabının son dört bölümünde kendi hayatına dair izlerin çok olduğu görülmekte. Sevgili Hayat, yazarın 82 yıllık ömrünü okuyuculara anlattığı bir veda kitabı gibi de gözükebilir. Kitapta yer alan öykülerde hayata dair her şey var. İnsan doğasında bulunan arzular, kıskançlıklar, toplum, toplum baskısının insan hayatı üzerindeki etkileri kendi hayatına da atıfta bulunarak anlatılmış. Munro için kurgu gerçeğin dönüştürülmüş halidir. Eserlerinde gerçekleri kurgusal bir örgünün içine yerleştirir ve okuyucularla paylaşır.

Sevgili Hayat Kitap Özeti

Munro Kanada’da doğdu. Doğduğu yer Ontario’ya bağlıydı ve oldukça kapalı bir toplumdu. Kasvetli ve geçmişi tuhaflıklarla dolu bir yerdi. Siyasi görüş çatışmalarının yaşandığı hatta bu nedenle bir ailenin katledilmesine kadar giden olayları gerçekleştiği bir geçmişi vardı. Yazar sevgili hayat kitap özeti ile içinde doğduğu toplumun özelliklerini çeşitli hikayeler ile anlatmaktadır. Toplumda namus kavramının arkasına sığınarak cinsel sapkınlıkların yaşandığı, Protestan kültürünün hakim olduğu ve bu kültürün ağır baskıları görülüyordu. Munro böyle bir toplumun içine doğmuştu ve hayatı boyunca bu toplumun izlerini üzerinde taşıdı. Bu nedenle hikayelerinde insanı anlatırken duyduğu empati anlatımının çok gerçekçi ve samimi olmasını sağlar.

Munro Parkinson hastası olan bir anneden doğdu. Babası şiddet eğilimliydi ve bunun yarattığı ürkekliğin izlerini hayatında hep taşıdı. Bu nedenle sevgili hayat kitap özeti çocukluğuna ve içinde doğduğu topluma dairdir ve yaşadıklarını, hissettiklerini öyküler vasıtasıyla anlatmıştır. Son kitabı olması nedeniyle yazarın kendine karşı çok dürüst davranarak kaleme aldığı bir kitap olmuştur. Özellikle kitabın son bölümlerinde yer alan hikayeler tamamen kendisi ile ilgilidir. Munro doğduğu ve yaşadığı kasabayı hikayelerinde çok kullanmıştır. Kasaba insanlarının yaşam tarzları, tutkuları, riyakarlıkları, Protestan toplulukların katı baskıları yazara zengin bir kaynak sunmuştur.

Protestan kültürde iman ön plana çıkar ve yapılan hatalar affedilmez. Bu nedenle toplum pusuya yatıp insanların hata yapmasını bekler. Munro hikayelerinde hayali kahramanlar yerine gerçek insanları kullanmayı sever. Bu nedenle hikayelerinde yer alan karakterlerin abartısı yoktur. Bu abartısız karakterler okuyucunun empati kurmasını kolaylaştırır. Munro 19 yaşında başladığı yazarlık kariyeri süresinde sadece hikaye yazmıştır. Munro hayatın parçalardan meydana geldiğini düşünür. Bu parçalar her zaman iç içe geçerek bir bütün oluşturmaz ya da oluşturamaz.

Munro hikayelerinde hayatın ve insanın tam manasıyla anlaşılmasının mümkün olmadığını anlatmaya çalışır. Aşk, yalnızlık, suçluluk, utanç insana dair duygulardır. Munro hikayelerinde bu gerçek insan duygularını kullanır ve genellikle hikayeleri yaşadığı veya şahit olduğu gerçek olaylara dayanır. Munro’ya hatırlayarak yazan yazar denmesinin nedeni budur. Gerçek kişiler kurgulanarak anlatılır ve bu sayede gerçekle hayalin birbirine geçtiği öyküler meydana gelir.