Ustaca Yaşam Kitap Özeti – Don Miguel Ruiz

İnsan kendi varlığını ve gerçekte kim olduğunu unuttuğu bir çağda yaşıyor. Don Miguel Ruiz kitap özeti ile insana bunu sorgulatıyor. Hayatta, kişiye verilen isim altında sürdürülen yaşam gerçekten o kişiyi mi yansıtıyor diye soruyor. Çağımız insanlar için önceden kalıplar belirliyor ve insanoğlu doğduğu andan itibaren bu kalıpların içine sokuluyor. Genellikle kalıplaşmayı ilk başlatan kişinin içine doğduğu aile oluyor. Aileler genellikle çocuklarına kendi isteklerini dayatıyor ve zamanla çocuğun ne istediğinin bir önemi kalmıyor. Çocuk ailenin belirlediği okullarda eğitim alıyor, onun için tasarlanan sosyal hayatı yaşıyor, belki hiç sevmediği bir işte çalışıyor ve hayatını kendisi olmadan yaşıyor.

Her çocuk kendi kişiliği ve becerileri ile dünyaya gelir. Kendi arzuları doğrultusunda yaşamını sürdürme olanağı verilen insan sayısı çok azdır. İnsan kalıplara sokulur ve bu kalıplaşma insana kendi benliğini unutturur. Don Miguel Ruiz ustaca yaşam kitap özeti ile insanın tekrar kendisini sorgulamasını sağlamayı amaçlıyor. Kişi kendine ben kimim ve ne istiyorum sorularını sorabilme cesareti gösterdiğinde yaşamında çok şeyin değişeceğini öngörüyor.

İnsanın sürekli yaşamda belli kalıplar içine sokulmaya çalışılmasının yarattığı sorunların başında ilişkiler geliyor. Kendini unutan insanın sevmeye bakışı da değişiyor ve sevilmeyi her şeyin üstünde tutuyor. Çocukluktan itibaren oluşturulan takdir edilme ihtiyacı ilişkilerde de kendini gösteriyor. İnsan doğduktan sonra ailesinin, eğitimcilerin, işverenin takdirini almak için çabalayıp duruyor. Çünkü takdir aldığında kendisini onaylanmış hissediyor. Bu kurulan ilişkilerde de devam ediyor. Çok sevilmeyi ve sevdiği insan tarafından sürekli takdir edilmeyi bekliyor.

Don Mivuel Ruiz ustaca yaşam kitap özeti ile ilişkilerde onaylanma ihtiyacında olan insanların nasıl kendi benliklerini kaybettiğini çarpıcı bir dille anlatıyor. Çiftler sürekli birbirlerini değiştirmeye uğraşıyor. Birliktelik başlıyor, büyük bir aşk yaşanıyor ve hatta evlilik gerçekleşiyor. Peki insanlar aşık olup evlendikleri kişiyi neden değiştirmeye çalışıyor sorusu akla takılıyor. Severken, olduğu gibi sevilen insanlar birliktelik başladıktan sonra belli kalıpların içine sokulmaya çalışılıyor. Bu çocukluktan itibaren insana kazandırılmış olan bir özellik.

Yazar insanların sevilmeye duydukları büyük ihtiyacın kendilerinden ödün vermelerine neden olduğunu belirtiyor. İlişkilerin sevilmek değil sevmek üzere kurulmasının ilişkiyi daha yürütülür hale soktuğunu söylüyor.Sevilme arzusu beklentileri çok yükseltiyor ve kişinin beklentileri karşılanmayınca hayal kırıklıkları yaşanmaya başlıyor. Yazar insana kaybettiği öz benliğini tekrar hatırlatmak istiyor ve bunu da sevgi üzerinden yapıyor. İlişkilerin bir bağımlılık haline gelmesinin sakıncalarından bahsediyor. Sevginin özgür bırakılmasının özgür ilişkiler yaratacağını ve birlikteliklerde gerçek hazzın burada yattığını ifade ediyor. Kişinin kendisini yeniden hatırlaması gerektiğinin ve kendisine kabullendirilen kalıpların dışına çıkabilmesinin önemini vurguluyor. Özgürce sevmenin yeterli olduğunu, sevilme ihtiyacının ise çocukluktan gelen bir eksiklik olduğuna dikkat çekiyor ve herkesin sevgisini kendine göre yaşaması gerektiği üzerinde duruyor.